Midemizde Uzay Boşluğu Varmışcasına Yedik : Berlin Yeme İçme Rehberi

Bu rehberi hazırlayabilmek için günde kaç öğün yedim bir bilseniz…. Boğazıma düşkün olmamla hiç alakası yok hem de, sadece sizin için İstanbul’a döndüğümde HEMEN diyete girmek üzere kendime söz vererek çılgınlarca yedim. O yüzden aranızda toplaşıp diyetisyen masraflarımı karşılarsanız.. FALAN. Evet, geyiği çok da uzatmadan devam edelim : Kahvaltı için gittiğim mekanları ayrı bir yazıda paylaşacağımdan bu yazıda kahvaltıya ait bir yer olmayacak, şaşırmayalım. ‘’Aaabi tamam Berlin’e geldik de, biz şimdi burada ne yicez?’’ dediğinizi duyar gibiyim, o yüzden mideler guruldamaya başlamadan yazıya geçelim.

‘’KAFEİNSİZ GÜNE BAŞLAYAMIYORUMM’’ Bölümü

Oslo Kaffebar

Berlin’e gitmeden önce ufak bir araştırma yaptım nerenin kahvesi daha güzeldir, kahvemi nerede içersem OHH KAFEİNE DOYDUM derim diye. En hoşuma giden mekanlardan biri de Oslo Kaffebar oldu ki daha gezmeye başladığım ilk gün, ilk kahvemi burada içtim. Bi’ kere kafenin ortamı inanılmaz şirin. Oldukça sade bir dizaynı var ve kapıdan içeriye girdiğim andan itibaren ilk aklıma gelen şey ‘’Burada yaşasam buraya her gün blog yazmaya, ders çalışmaya falan gelirdim’’ oldu. Zaten sessiz bir mekan ve bir de kitaplıkları bulunuyor. İnsanlar böyle tatlı tatlı kitaplarını dergilerini okuyorlardı. Kahvesine gelirsek, ben normalde sütü laktozsuz tercih ettiğim için orada da öyle istedim fakat laktozsuz olarak sadece yulaf sütü vardı ve ben de ‘’Oookay then’’ demiş bulundum. Kahvenin fazlasıyla lezzetli olduğu belliydi ama kahvemden gelen yulaf kokusu o kahveyi benim için rezil etti ☹ yine de tekrar gitsem mutlaka uğrayacağım bir yer, tabi bu sefer normal süt tercih ederek. Gözüm Chocolate Chip Cookie’de kalmadı desem baya yalan olur bu arada.

Five Elephant

İnanın merak ederek gittiğim bu kahveciyi size çılgınlarca övmek isterdim ama beğenmediğim şeyi de öveceksem ne anlamı kalıyor sizlerle fikirlerimi paylaşmamın, öyle değil mi? Birçok yerde aşırı bir övgü durumu vardı bu kahveciye fakat hem verdiği kahveye göre anlamsız bir fiyatı vardı, hem de inanın çok lezzetsizdi. Bir şeyleri beğenmesem bile bitiririm normalde ama bu kahveden sadece 3 yudum alabildim. Belki ben kötü bir zamanlamada gittim buraya bilmiyorum ama içerisi o kadar sıkıcıydı ki, daha kahveyi alırken bir an önce içsem de gitsem dedim. Hem de yorgun olmama rağmen. Wi-fi deseniz yok, tuvalet? O da yok. Dedim ee, kahve de boktan? Niye zamanımı harcıyorum o zaman… Benim bu gittiğim Mitte’deki şubeleriydi gerçi, sanırım Kreuzberg’deki daha güzelmiş ama kahvesi sanırım aynıdır. Bilemiyorum….

Einstein Coffee

Burası anladığım kadarıyla Berlin’de oldukça ünlü bir kahve zinciri çünkü sanırım her yerde gördüm asdsdfg. Ben Checkpoint Charlie’deki şubelerine gittim ama az çok diğer şubelerin de dizaynı aynı gözüküyordu. Sanırım Berlin’de içtiğim en güzel latteyi burada içtim, ya da oturduğumda o kadar yorgundum ki her şey mükemmel geldi. Kahve baya güzeldi orada netiz zaten, ama ben asıl yediğim cheesecake hakkında konuşmak istiyorum… Dürüst olmak gerekirse şekerim o anda aşırı düştüğünden baristaya ‘’LÜTFEN BANA EN GÜZEL TATLINIZDAN VERİN’’ diye ağladım ve bu yüzden tam olarak neli bir cheesecake yediğimi bilemiyorum ama çok yüksek ihtimal yoğurtluydu. Hayatımda ilk defa bir cheesecakei bitirebildim. Mutlaka gidiniz, o cheesecakei tadınız 😊

Eh, sadece kahve içmekle de olmaz. Ben daha yazarken karnım acıktı…… Şimdi gelin size yemek yediğim en güzel yerlerden bahsedeyim :

Meyan Süßholz

Normalde en sevdiğimi hep en sona bırakırım ama bu sefer bir farklılık yapmak istedim çünkü Berlin’den döndüğümden beri Meyan’ı yazmak için sabırsızlanıyordum ve daha fazla beklemek istemedim. Meyan, belki de Berlin’deki en güzel restoranlardan biri. Menüleri bizim Türkiye’de alışkın olduğumuz lezzetlerden oluşuyor ama inanın annemizin yemekleri gibi, zaten mekanın sahibi Ali Abi ve Çiğdem Abla da Türkler. Ben yemeklerin ne kadar güzel olduğunu övmeye başlamadan önce biraz mekanın dekorasyonundan bahsetmek istiyorum. Zaten aşağıda fotoğraflarını göreceksiniz ama orada olup o atmosferde bulunmak ve fotoğraflara bakmak arasında büyük fark var tabii ki, keşke herkesi kolundan tutup oraya götürebilsem. Kapıdan girdiğiniz andan itibaren inanılmaz özenli ve zevkli dizayn edilmiş bu dükkana, nerede ne var diye bakmaktan gözlerinizi alamıyorsunuz. Güler yüze hasretiz artık hepimiz farkındasınızdır, herkes gergin herkes stresli ve biri bize gülümsediğinde şaşırır hale geldik. Fakat Meyan’ın yemekleri ve dekorasyonu kadar sahipleri ve bütün çalışanları da dünya tatlısı. Ben gerçekten kendimi evimde hissettim. Yemeklerine gelirsek, ben zeytinyağlıların çoğunu denedim ve ‘’bu da pek olmamış yaa’’ falan dediğim HİÇBİR ŞEY olmadı. Her şey inanılmaz tazeydi ve özenle hazırlanmıştı. Ben normalde tatlıya pek düşkün değilimdir ama burada yediğim ahududulu pastayı asla unutamayacağım sanırım. Fiyatları da Berlin standartlarına göre bakıldığında çok çok normal. Berlin’in turistik bir bölgesinde bulunmuyor ama yolunuz düşmeyecekse de mutlaka yolunuzu oraya düşürün derim. Memnun kalmamanız gibi bir ihtimal yok, çünkü kendi internet sitelerinde de ifade ettikleri gibi sanatsal becerilerini (moda tasarımcısı ve oyuncu) gastronomiye çevirmek istemişler, ve iyi ki de yapmışlar 😊

Ulaşım : Nollendorfplatz ve Eisenacher Straße duraklarına yürüme mesafesinde.

Goltzstraße 36 – 10781

http://meyan-berlin.de/

The Big Dog

The Big Dog, daha önce gideceğim yerlere bakınırken tesadüfen bulduğum bir restorandı ama nedense haritama not bile etmemiştim. Müzeden müzeye koştuğum günlerden birinde burayı yol üstünde görünce dedim AAAA BİLİYORUM BUNU BEN ve hemmmen hızlı bir öğle yemeği için “the Straight Dog” söyleyip ekstra cheddar eklettim. Aslında sizleri de çok çılgın bir beklentiye sokmamak adına çok abartmak istemiyorum burayı çünkü bence ortalamanın sadece birkaç tık üstü bir sosisliydi ve Berlin’deyken daha güzel bir sosisli yemiş olmayı tercih ederdim ama kesinlikle kötü de değildi. Bu yorumum benim beklentilerimle alakalı da olabilir tabi.. Dekorasyon çok tatlıydı. Bir adet çarkları var içerde, iki katı ödemenize de sebep olabilir, bir adet bedava içecek almanıza da sebep olabilir, hiçbir şey ödememenize de yarayabilir. İsterseniz risk alabilirsiniz, ben almadım 😛 Konum olarak kolay bir yerde. Fiyat performans olarak başarılı buldum özetle.

Ulaşım : Potsdamer Platz metro durağına çok yakın.

Ebertstrasse 310117 D-Berlin

http://www.thebigdog.de/

Mustafa’s Gemüse Kebab

Buranın ne kadar ünlü olduğunu duyduğumda verdiğim ilk tepki ‘’ne yani Türkiye’den Berlin’e gidip DÖNER mi yiycem??’’ oldu. Başta önyargıyla yaklaşmış olmama rağmen bir akşamüstü kendimi burada bulduğumda kapıdaki kuyruk beni şok etmedi değil. Tamam, döner süper bir şey, harika bir şey hatta ama Berlin’de de gerçekten YÜZLERCE dönerci var. Her sokakta Türk restoranı var. Hani dedim bu insanlar neyi bekliyor bu kadar? Vaktim de vardı, dedim okay öyleyse. Deneyelim. Yaklaşık yarım saat o sırada bekledikten sonra dönerim sonunda elimdeydi. Fakat elimde tuttuğum şey açıkçası dönerden çok her şeye benziyordu asdsdjf. Yani gerçekten ÇOK lezzetliydi ve hatta Berlin’de yediğim her şeyin arasında ilk defa ‘’buraya bi’ daha gelebilirim belki..’’ diye düşündüm. Tavuk döner, patlıcan, patates, salata, yoğurtlu ve acı sos, turşu, paprika, salatalık ve soğan. Aşağıda da resmini göreceğiniz üzere ciddili kocaman ve çok doyurucuydu, fiyatı da Berlin ortalamasının altında, sadece 3,50 Euro. Vejetaryen seçeneği de bulunuyor. Kapıda uzuunca bir sıra görürseniz şok olmayın, vaktiniz varsa da bekleyin çünkü inanın değecek.

*Birkaç adım uzağında meşhur Currywurst dükkanlarından Curry 36 bulunuyor. Hayvanlık etmekten çekinmezseniz oradan Currywurst alıp sıraya öyle girebilirsiniz.

Ulaşım : Mehringdamm metro istasyonundan çıktığınız anda karşınızda.

Mehringdamm 32, 10961

http://www.mustafas.de/

Burgers Berlin

İnternette Burgers Berlin hakkında gerçekten çok kötü yorumlar gördüm ve şok oldum açıkçası. 2014’te Berlin’e gittiğimde kaldığımız eve yakın olmasıyla tesadüfen keşfettiğimiz bir yerdi burası. Ta o zamandan deneyip bayıldığım patlıcanlı bir hamburgerleri vardı ki senelerce hayalini kurdum asdsjfd. Neyse, kocaman bir özlemle gördüğüm kötü yorumlardan biraz da ‘’bozdular mı acaba?’’ diye ürkerek dükkana gittiğimde deriin bir nefes aldım mutluluktan, çünkü her şey bıraktığım gibiydi. Çok da açtık geldiğimizde, hamburgerlere nasıl yumulduğumuzu hatırlayamıyorum. Bu sefer ben cheeseburger aldım, Bengisu ise tavukburger sipariş etti ve ikimiz de bir önceki seferki gibi çok memnun kaldık. Tatlı patates seçenekleri de bulunması bizim için burayı oldukça muazzam kıldı. Fiyatlar ortalama. Sanırım tek eksileri içerdeki ağır yağ kokusuydu, yazın gittiğimizde dışarı oturduğumuz için bu bir sorun değildi ama kış için biraz sıkıntılı bir durum.

Ulaşım : Nollendorfplatz ve Eisenacher Straße duraklarına yürüme mesafesinde.

Goltzstraße 33, 10781

Curry 61

Aslında ‘’Currywurst’ün kralı’’ olarak bildiğim yer burası değil Curry 36 idi ama o kadar oraya gitmek denk gelmedi ki ikinci seçeneğim olan Curry 61’e yöneldim. Şimdi bu Currywurst dediğimiz şeyin aslında pek de bir numarası yok. Domuz sosisi üzerine ketçap ve köri döküyorlar sadece. Ancak eğer yemek yemeye çok da vakit ayırmak istemiyorsanız yürürken bile yiyebileceğiniz ve doyurucu sayılabilecek bir seçenek. Domuz sosisi dediğime bakmayın, orijinali o şekilde, eğer isterseniz tavuk sosisi de tercih edebiliyorsunuz. Her yerde bulunmuyor tabii tavuk seçeneği… Yine de denemeye değer. Sonuçta Berlin’e gitmişken Currywurst yemeden dönmeyin bence. Mayonez ketçabı gittiğiniz çoğu yerde ekstradan istemeniz gerekiyor, burada da aynen öyle. Aşağıdaki resimde de göreceğiniz gibi mayonez istediğiniz zaman baya bi’ mayoneze doyuyosunuz çünkü fazla fazla koyuyorlar. Siz bu kadar istemiyorsanız az mayonez istediğinizi belirtmeyi unutmayın. Vegan opsiyonları da bulunuyor.

Ulaşım : Hackescher Markt bölgesinde bulunuyor.

Oranienburger Str. 6, 10178

http://www.curry61.de/

Five Guys

Doğruyu söylemek gerekirse Berlin’de olduğunu asla bilmiyordum Five Guys’ın. East Side Gallery’yi ziyarete gittiğimizde Mercedes-Benz Arena’ya ağzımız açık bakarken kenarda görmemizle ufak çaplı bir şok geçirtti bize burası. Amerika’nın en ünlü hamburgercilerinden biri olan Five Guys’ın özellikle cheeseburgerleri ve milkshakeleri öneriliyordu. Biz de aslında aşırı tok olmamıza rağmen ‘’EH BURAYA KADAR GELDİK YERİZ :dd’’ diyerek siparişlerimizi verdik. Hatta içeriye sosisli yemek niyetiyle girdik ama tuvaletlerde o kadar çok cheeseburgerlarının ne kadar güzel olduğuna dair gazete küpürü gördük ki tuvaletten çıktığımızda cheeseburger yemeye karar vermiştik. Cheeseburger siparişimizi verdikten sonra içine istediğiniz malzemelerden ekletebiliyorsunuz ve ekstra bir ücret almıyorlar. Milkshake için de istediğiniz çeşitleri birbirine karıştırarak içeceğinizi oluşturabiliyorsunuz. Biz karamelli ve vanilyalı tercih ettik ve içtiğim eeennn güzel milkshakelerden biriydi. Siparişinizi beklerken istediğiniz kadar yer fıstığı alabiliyorsunuz, hatta çıkarken yolluk olarak alanını da gördük asfjds. Cheeseburgerleri gerçekten muazzamdı. Tam olarak o filmlerde gördüğümüz Amerikan burgerlarından. Fiyatları ortalamanın üzerinde. Bir küçük cheeseburger, bir milkshake ve bir adet orta boy patates 17 Euro tuttu. Berlin’de olmak zorunda değil, ilk gördüğünüz Five Guys’a girin ve YİYEBİLDİĞİNİZ KADAR yiyin. Verebileceğim tek öneri bu sanırım 😛

Ulaşım : Schlesisches metro durağına yürüme mesafesinde.

Hedwig-Wachenheim-Straße 12, 10243

https://www.fiveguys.de/

Lindner

Yemekleri yedik yedik üstüne tatlı yemeden olmaz, dimi? Lindner Berlin’in en bilindik tatlıcılarından biri. Bizim yine canımızın delilerce tatlı istediği ana denk geldi burayı buluşumuz. Bütün pastane ürünleri çok güzel gözüküyor, yediklerimiz de oldukça taze ve lezzetliydi. Meze tarzı şeyler de satıyorlar ama asıl tatlılarıyla biliniyor. Çalışanları biraz asık suratlı ve kibirli bir tavırları var, o yüzden ‘’ay lanet olsun buradan alacağım tatlıya’’ diyebilirsiniz ama bana kalırsa umursamayın ve siparişinizi verin. Biz yabanmersinli ve ahududulu mini tartlarından denedik ilk olarak. İkisi de çok lezzetliydi, bizdeki mini çilekli tartlar gibi ama kreması gerçekten çok kaliteliydi ve bir de işin içine yabanmersini ve ahududu girince zaten… Neyse. İkinci olarak çilekli macaronlar arasında ahududu ve kremadan yaptıkları şeyden tattık, o da güzeldi ancak macaronlarına bayılmadım. Bir de meşhur Berliner denilen pofuduk pudra şekerli şeyden tattık. Berliner mükemmel bir şey ama burada yediğimizin içinde pekmezimsi bir marmelat vardı, ben sanırım kayısı/çilek marmelatını tercih ediyorum içinde. O yüzden öyle ölüp bitmedim ama kesinlikle lezzetliydi. Canınız tatlı çekerse bi’ bakarsınız 😉

Ulaşım : Hackescher Markt bölgesinde bulunuyor.

Rosenthaler Str. 33, 10178

Oturmaya mı geldik?

Öncelikle eğlence kategorisini size dolu dolu sunamadığım için çok üzgünüm ama her sabah 8.30 da kalkıp haldır haldır her yeri gezmekten gece gezmesine açıkçası enerji bulamadım. Yaşlı ve sıkıcı bir teyze olduğum için üzgünüm……..

Cafe am Neuen See

Cennetten bi’ bahçe olan Tiergarten’ın tek kafesi burası. Yazları dışarda böyle arkadaşlarla,aileyle ya da sevgiliyle oturup saatlerce muhabbet etmelik bir atmosfer sağlıyorlar tam gölün dibinde. Ben asıl kışın ahşap ev gibi olan restoranlarının ne kadar keyifli olduğundan bahsetmek istiyorum. Öncelikle içerde şömine olması çok büyük bir artı çünkü şömineyi görür görmez ‘’Hadi şarap içelim’’ muhabbeti oluyor ister istemez. Şarabı, şömineyi geçtiğimizde içerde uçuşan küçük serçeler başlı başına bir huzur kaynağı. Fiyatlar ortalamanın üzerinde ama içinde bulunduğunuz ortamı da göz önüne alınca her akşam olmasa da en azından bir akşam gidilmeli diye düşünüyorum. Ayrıca soğuk havalarda dışarıda varil tarzı kafeslerin içinde ateş yakıyorlar ve başında oturup göle karşı muhabbet edebileceğiniz bir atmosfer sağlıyorlar. Açıkçası ben öylesine huzur doldum ki orada otururken, birkaç saat boyunca aynı yerde oturup etrafı izledim. Mutlaka gidilsin. Mutlaka

Ulaşım : Budapester str. Otobüs durağına yürüme mesafesinde.

Lichtensteinallee 2, 10787

Monkey Bar

Buraya girmek için beklediğimiz 45 dakikalık sırayı bir düşününce ‘’değer miydi beee’’ diyorum ve her seferinde cevap evet oluyor arkadaşlar. 25th Hours otelinin 10.katında bulunan bu bar, bize müthiş ötesi kokteyllerle birlikte Berlin’i panaromik olarak görme fırsatı sunuyor. Biz akşam vaktinde gittik ama gider gitmez düşündüğümüz şey ‘’sabah gelsek de çok güzel olurmuş’’ oldu. Yüksek sesli müzik, loş ortam, çılgın ışıklar.. Bildiğiniz bar ortamı. Ancak kalkıp dans edecek bir durum da yok, oturup keyifli keyifli sohbet etmelik bir yer. Bengisu kendine cin tonik aldı, ben de zencefilli bir kokteyllerinden aldım. İkimiz de içtiğimiz kokteylleri çok beğendik ama ben benimkini daha çok sevdim sanırım asfjs. Mekanın tek sıkıntısı self-servis olması sanırım. Aşırı kalabalık olduğu için o seste derdinizi anlatmak ve hangisinin sizin siparişiniz olduğunu algılamak biraz yorucu olabiliyor. Kokteyllerin fiyatı yine ortalamanın üzerindeydi. 2 kokteyle ve bir tatlı patatese 30 Euro verdik. Yine de doğrusu bir tık daha fazla enerjim olsa burada biraz daha vakit geçirmek isterdim, ciddi keyifli bir ortamı vardı. Eğer bu tarz ortamlardan hoşlanıyorsanız mutlaka bi’ uğrayıp havasını soluyun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s